|
Tweet |
Eğitim Sen Adana Şubesi tarafından 6 Şubat 2023 depremleri ile ilgili hazırlanan raporu kamuoyu ile paylaştı. Eğitim Sen Adana Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısı ile açıklanan raporu Eğitim Sen MYK Üyesi Özlem Tolu okudu.
6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli iki büyük deprem, yaklaşık 14 milyon insanın yaşadığı 11 ili doğrudan etkileyerek ülke tarihinin en ağır yıkımlarından birine yol açtığını belirten Tolu, kayıtlara geçen 50 bini aşkın yurttaşın hayatını kaybettiğini dile getirdi. Bu felaket, “doğal afet” gerçeğinin, öncesinde alınmayan önlemler, bilime dayanmayan planlama ve kriz anındaki yetersiz müdahaleler nedeniyle nasıl büyük bir toplumsal yıkıma dönüştüğünü tüm yönleriyle ortaya koyduğunu anlatan Tolu, “Enkaz altında kalan yalnızca kentler değil; kamu kurumlarının liyakatsizliği, bilim ve tekniğe düşman anlayış oldu.
Bu büyük yıkımın ardından beklenen tek şey, sorumluların hesap vermesi, bu yaşananlardan ders çıkarılması ve bir daha böyle bir acının yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınmasıydı. Ancak depremden etkilenen illerdeki yeniden inşa ve iyileştirme çalışmalarına, beklenen İstanbul depremi tehlikesine karşı hazırlık düzeyine baktığımızda hiçbir ders çıkarılmadığını görüyoruz. En son İzmir ve Balıkesir’de yaşanan depremler, bu ihmalkârlığın sürdüğünü, iktidarın halka ve güvenli yaşam alanlarına değil, rant projelerine odaklandığını bir kez daha açığa çıkarmaktadır” dedi.
Tolu raporu şöyle açıkladı;
“Depremler eğitim alanında da büyük bir tahribat yaratmıştır. 11 ilde yaklaşık 4 milyon öğrenci ve 200 bin öğretmen doğrudan etkilenmiş; Türkiye genelinde her 5 öğrenciden 1’inin ve öğretmenlerin yaklaşık beşte 1’inin deprem bölgesinde bulunması, krizin boyutunu açıkça ortaya koymuştur. Eğitim, anayasal bir hak olup, toplumsal iyilik hâlinin temel sacayaklarından biridir. Ancak depremlerin üzerinden geçen üç yılda eğitim hakkının kamusal bir anlayışla değil; politik tercihlerle ele alındığını, eşit ve erişilebilir biçimde kullanılmadığını göstermiştir.Bugün gelinen noktada yıkılan ya da hasar alan okul binalarının ancaküçte biri tamamlanabilmiş; tamamlanan okulların önemli bir bölümünde elektrik, su, ısınma, internet, kanalizasyon ve temizlik gibi temel altyapı sorunları devam etmektedir. Okullara ulaşım yolları ağır iş makineleri, çamur-balçık ve açıkta bırakılan kanalizasyon hatları nedeniyle öğrenciler için ciddi riskler taşımaktadır. Adıyaman, Maraş, Hatay ve Malatya başta olmak üzere birçok ilde on binlerce öğrenci hâlâ konteyner sınıflarda, geçici ve pedagojik olmayan koşullarda eğitim görmek zorunda bırakılmakta; bu durum eğitim hakkını fiilen ortadan kaldırarak, eşitsizlikleri derinleştirmektedir.
SES ve TTB’nin deprem bölgelerinde yaptığı saha çalışmasında raporlandığı üzere;Çocuklar ve gençler, bu sürecin en kırılgan grupları arasında yer almaktadır. Eğitimden kopma, sınıf düzeyi gerilemesi, uygun yaşam ve çalışma alanlarının yokluğu ile gelecek belirsizliği sıklıklatespit edilmiştir. Bazı çocuklar için çocukluk, erken yaşta sona ermiş; gençler açısından ise riskli davranışlar ve umutsuzluk daha görünür hale gelmiştir. Odak grup görüşmelerindeyse çocuklar ve gençlerle ilgili konteyner yaşamının sorunları, suça sürüklenme, erken yaşta çalıştırılmak zorunda bırakılma,MESEM’ler, bağımlılıklar, akran zorbalığı ve bunun yanında taciz, istismar vakaları sıklıkla kayıt altına alınmıştır.
Bu raporla, acıları yeniden hatırlatmak değil; üç yılın ardından hâlâ süren sorunları ve sorumlulukları kamuoyunun gündemine taşımaktır. Hatay’dan Adıyaman’a, Malatya’dan Kahramanmaraş’a; Antep’ten Osmaniye’ye, Adana’dan Diyarbakır’a, Kilis’ten Şanlıurfa’ya ve Elâzığ’a uzanan deprem hattında kentlerin yeniden inşası ve öğrencilerin eğitim hakkına erişimi başta olmak üzere birçok alanda sorunlar devam etmektedir. Eğitim Sen olarak, iller bazında ortaya koyacağımız güncel veriler ve gözlemlerle hem hak kayıplarını görünür kılmayı hem de olası afetlere karşı gerçekçi, bilim ve tekniğe dayanan bir hazırlık düzeyinin zorunluluğunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.
ADANA
Adana’da 2025/26 eğitim öğretim yılı itibariyle 1.546eğitimkurumu/okulda 34.860 öğretmen ve 496.218 öğrenci bulunmaktadır. Ancak rakamların büyüklüğü, kentin eğitimdeki ağır sorunlarını perdeleyememektedir. 6 Şubat 2023 depremleri Adana’yı derinden etkilemiş, okullarda ciddi hasarlar bırakmış olmasına rağmen aradan geçen sürede eğitim ortamları hâlâ belirsizlik ve plansızlık içinde sürmektedir.
Depremde hasar alan 68 okul için alınan yıkım veya güçlendirme kararları kamuoyundan gizlenmiş, kimi raporlar değiştirilerek okullar “sağlam” gösterilmiş, kimi okullarda ise hiçbir işlem yapılmadan eğitim-öğretim sürdürülmüştür. Örneğin; Şambayadı Şehit İsmet Fatih Alagöz Ortaokulu: Ağır hasarlı, yıkım kararı verilmiş. Sıtkı Kulak Ortaokulu: Yıkılmış, molozları kaldırılmış ancak yeni inşaata başlanmamıştır. Ramazan Atıl Anadolu Lisesi: Orta hasarlı, güçlendirme kararı alınmış ancak ödenek yokluğu nedeniyle 3yıla yakın atıl bırakılmıştır, üçüncü yılın sonunda 100 günlük süre ile güçlendirme kararı alınmış ancak 100 günlük süre sonunda bitirilmeyen bu okullar her defasında 1-2 aylık uzatmalarla halen bitirilememiş durumdadır. Şehit Ebubekir Durmuş Ortaokulu ve Hacı Nazım Turgut İlkokulu: Orta hasarlı raporu değiştirilerek “sağlam” denilmiş, öğrenciler riskli binalarda 1 yıl boyunca ders görmek zorunda bırakılmış, 1 yılın sonunda genel tadilattan geçirilmiştir.
Bu tablo, Adana İl Millî Eğitim Müdürlüğü’nün şeffaflıktan uzak tutumunu ve kaynak yönetimindeki yetersizliklerini açıkça ortaya koymaktadır. Birçok okulda ihaleler yolsuzluk iddialarıyla iptal edilmiş, süreçler askıya alınmıştır. Dünya Bankası kredisiyle başlayan bazı projeler devam etse de kent genelinde bütüncül bir yeniden inşa planı hâlâ yoktur.
Deprem sonrası başka okullara taşınan öğrenciler dışlanmış hissetmekte, “üvey evlat” muamelesi görmektedir. İkili öğretim uygulamasıyla ders süreleri 40 dakikadan 30 dakikaya, teneffüsler 10 ve 5 dakikaya düşürülmüştür. Bu durum ortaöğretimde öğrencilerin günlük 80 dakika, yılda yaklaşık 360 ders saati kayıp yaşamasına yol açmaktadır. TYT ve AYT gibi sınav sistemine endeksli bir düzende bu kayıp, eğitimde fırsat eşitsizliğini derinleştirmektedir. Maddi imkânı olan öğrenciler özel okullara yönelirken, dar gelirli ailelerin çocukları eksik derslerle eğitim hakkından mahrum bırakılmaktadır.
Adana’da eğitim yalnızca fiziki sorunlarla sınırlı değildir. Okullarda temizlik personeli eksikliği, güvenlik açığı, ücretsiz yemek ve temiz su desteğinin yokluğu öğrencilerin sağlıklı gelişimini engellemektedir. Çocuk yoksulluğunun OECD ülkeleri içinde en yüksek olduğu Türkiye’de, Adana’daki öğrenciler de açlık ve yetersiz beslenmeyle eğitimlerini sürdürmek zorunda bırakılmaktadır. Proje okullarında öğretmenler keyfi biçimde görevden alınmakta, sendikal tercihler ayrımcılığa yol açmakta, veliler ve öğrenciler üzerindeki baskılar artmaktadır. Tepebağ Anadolu Lisesi gibi köklü okulların kapatılarak farklı amaçlara devredilmek istenmesi, kamusal eğitim anlayışına vurulmuş açık bir darbedir.
FİZİKİ YAPI VE BARINMA SORUNLARI
Depremin üzerinden geçen üç yıl sonunda, “geçici” olarak planlanan barınma alanlarının denetimsiz gettolara dönüşmesi, bölgedeki en ciddi sosyal risklerden birini oluşturmaktadır. Konteyner kentlerdeki ortak alanların asayiş ve güvenlik denetiminden uzak kalması; madde bağımlılığı, şiddet vakaları ve çocuk güvenliği risklerini beraberinde getirmiş; bu alanlar çocuklar için güvenli oyun ve sosyalleşme bölgeleri olmaktan çıkmıştır.
Eylül 2025 sonrası hızlanan kalıcı konut teslimlerinde yaşamın sürekliliği göz ardı edilmektedir. Yol, su ve internet gibi temel altyapı hizmetlerinin konutlarla eş zamanlı tamamlanmaması ve okul inşaatlarının konut projelerinin çok gerisinde kalması, yeni taşınan aileleri imkânsız tercihlere zorlamaktadır.
Aileler, yeni evlerine geçseler dahi çocuklarını kilometrelerce uzaktaki konteyner okullara göndermek zorunda kalmakta; bu durum hem yüksek servis maliyetleri nedeniyle ekonomik bir yük yaratmakta hem de ulaşım zorluğu nedeniyle çocukların eğitimden kopmasına yol açmaktadır. Sonuç olarak, fiziksel mekanların teslimi bir çözüm sunmamakta; altyapısız yerleşim ve denetimsiz barınma alanları, depremzede öğrencilerin eğitim hakkını fiilen engellemeye devam etmektedir.
EĞİTİMİN DURUMU VE ÖĞRENCİLERİN SORUNLARI
6 Şubat depremlerinden etkilenen illerde, özellikle ilkokul kademesinde “öğrenme yoksulluğunun” derinleştiğini gözlenmektedir. Deprem döneminde eğitime başlayan çocukların okuma-yazma ve temel matematik becerileri, Türkiye ortalamasının kritik düzeyde gerisindedir.
Deprem döneminde ilkokula başlayan çocukların okuma-yazma ve temel matematik becerilerinde Türkiye ortalamasının kritik düzeyde gerisinde kalması, bir neslin temel becerilerden yoksun kalma riskini kanıtlamaktadır. Bu akademik yıkım, özel gereksinimli öğrenciler (otizm, bedensel engel vb.) için çok daha ağır seyretmektedir; rehabilitasyon süreçlerinin durma noktasına gelmesi ve bölgedeki Rehberlik ve Araştırma Merkezleri (RAM) kapasitesinin yetersizliği, bu çocukların gelişimsel gerileme yaşayarak eğitim sisteminden tamamen kopmasına neden olmaktadır.
Bu tabloya ek olarak, çevresel yıkımın fiziksel etkileri de bölgede kronik bir halk sağlığı sorununa evrilmiştir. Okul bahçelerine komşu moloz döküm sahaları ve kontrolsüz yıkımlardan kaynaklanan asbest sorunu, çocuklarda artan astım, bronşit ve ağır alerjik reaksiyon vakalarıyla birleşerek 2025/26 eğitim döneminde devamsızlık oranlarını tetikleyen en temel faktör haline gelmiştir.
Sağlık sorunları nedeniyle okuldan uzak kalan öğrenciler için eğitim hakkı erişilemez bir hal alırken, bölgedeki okullar çocuklar için güvenli bir gelişim alanı olmaktan çıkıp hastalık riski taşıyan mekanlar algısına dönüşmüştür.
EĞİTİM EMEKÇİLERİNİN DURUMU
Deprem bölgesinde barınma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik somut adımların atılmaması, bölgedeki eğitim sistemini ciddi bir nitelikli iş gücü kaybıyla karşı karşıya bırakmıştır. Deneyimli öğretmen kadrosu, konteynerlerde sürdürülen niteliksiz yaşam koşulları ve sosyal olanakların yokluğu nedeniyle tayin haklarını kullanarak bölgeden ayrılmaktadır. Bu kitlesel gidiş, okulların büyük oranda mesleğe yeni başlayan aday öğretmenlerle veya güvencesiz istihdam edilen ücretli öğretmenlerle idare edilmesine neden olmaktadır.
Okulun kültürel sürekliliğini sağlayan, öğrenci ve veli profiline hâkim olan tecrübeli eğitimcilerin kaybı, kurumların kurumsal hafızasını yok etmektedir. Bu durum, eğitimde niteliği düşürmekle kalmayıp, okulları sadece ders anlatılan mekanlara indirgemekte; pedagojik rehberlik ve kurumsal sahiplenme duygusunu zayıflatmaktadır.
Eğitim emekçilerinin yaşadığı bu kriz, ekonomik ve psikolojik bir “tükenmişlik sendromu” ile derinleşmektedir. Mevcut yüksek enflasyonist ortamda, deprem bölgesindeki zorlu çalışma koşulları için ödenen tazminatların sembolik ve komik rakamlarda kalması, öğretmenlerin emeğinin değersizleştirilmesine yol açmıştır. Üç yıldır konteyner yaşamının bir “norm” olarak eğitimcilere dayatılması, insanca yaşam hakkının ihlali boyutuna ulaşmıştır.
GENEL DEĞERLENDİRME
Depremle birlikte eğitim hakkına ulaşımdaki eşitsizlikler giderek derinleşmiştir. Bu süreçte deprem öncesine göre yüz binlerce çocuk eğitim dışında kalmış, devamsızlık oranları yükselmiştir. Konteynerlerde ders gören öğrenciler ciddi akademik kayıplar yaşamaktadır.
Kamusal eğitim politikası terk edilmiştir. Bağış adı altında alınan kayıt ücretleri, geçici istihdam modelleri ve konteyner okullarda kalıcılaştırılan eğitim uygulamaları, iktidarın kamusal eğitimin gereğini yerine getirmediğini göstermektedir. Elektrik, su ve internet kesintileri yaygın biçimde devam etmektedir. Rant ve talan politikaları mülkiyet hakkını gasp etmektedir. Acele kamulaştırmalar, rezerv alan ilanları ve TOKİ eliyle yürütülen projeler açıkça halkın mülkünü gasp etmektedir. Özellikle Hatay’da demografinin değiştirilmesine yönelik politikalar yürütüldüğüne ilişkin ciddi kaygılar bulunmaktadır.
İnşaat alanları ve inşaat malzemeleri taşıyan kamyonların geçtiği güzergâhlarda gerekli tedbirler alınmadığı için öğrenci ve eğitim emekçilerinin yaşamına yönelik ciddi tehditler söz konusudur. Kontrolsüz yıkım, enkaz kaldırma ve inşaat faaliyetleri nedeniyle hava kirliliği ciddi bir soruna dönüşmüştür. Toz, asbest ve diğer zararlı partiküller öğrenciler ve eğitim emekçileri başta olmak üzere tüm yurttaşların solunum yolu hastalıklarını artırmakta, kronik rahatsızlıkları tetiklemektedir.
Deprem bölgelerindeki üniversiteler, fiziki yıkım ve altyapı sorunlarının yanı sıra barınma ve ulaşım krizi nedeniyle eğitim-öğretimi sağlıklı biçimde sürdürememektedir. Üniversite öğrencilerinin önemli bir kısmı hâlâ yurt yetersizliği nedeniyle konteynerlerde, akrabalarının yanında ya da yüksek kiralarla güvencesiz koşullarda barınmak zorunda kalmaktadır. Derslik ve laboratuvarların hasarlı olması akademik faaliyetleri kısıtlarken, öğretim elemanlarının barınma ve geçim sorunları nitelikli eğitim üretimini zayıflatmaktadır.
TALEPLERİMİZ
SONUÇ
Deprem bölgelerindeki eğitim tablosu, yalnızca bir doğal afetin yıkımı değildir; siyasi tercihlerle derinleştirilen bir eşitsizlik rejiminin sonucudur. Çocuklar konteyner sınıflara, okullarımız şantiye koridorlarına sıkıştırılırken; kamu kaynakları rant odaklı projelere akıtılmış, “acele kamulaştırma” ve rezerv alan uygulamalarıyla yurttaşların mülkiyet ve barınma hakkı aşınmıştır. Üç yılın sonunda hâlâ ikili öğretim, kalabalık sınıflar, hijyen ve personel eksikliği, öğretmen güvencesizliği konuşuluyorsa, sorun “imkânsızlık” değil, siyasi irade eksikliğidir.
Eğitim Sen olarak açıkça söylüyoruz: Kamusal eğitimin gereği olarak her öğrenci için ücretsiz bir öğün yemek, her okul için güvenli ve şeffaf altyapı, her öğretmen için güvenceli istihdam derhal sağlanmalıdır. Bu ülkenin çocuklarını konteynerlere, geleceğini şantiyelere mahkûm etmeyeceğiz. Bugün atılmayan her adım, yarının telafisi daha güç kaybıdır.
Eğitim Sen, emekçilerin ve halkın yanında, kamunun yararı ve toplumsal adalet için bu sürecin takipçisi ve örgütleyicisi olmaya devam edecektir.