|
Tweet |
Adana Ekoloji Platformu adına açıklamalarda bulunan Yaşar Gökoğlu, Türkiye’nin Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nı eleştirerek, iklim krizine neden olan şirketlerin ve fosil yakıt sektörünün zirvede etkili olduğunu savundu. Gökoğlu, 14 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek Halkların İklim Zirvesi ve mitingine çağrı yaparak, “Onlar para peşinde, para konuşacaklar. Biz halkların iklim zirvesinde hayatımızı, hayatımızın bugününü ve geleceğini konuşacağız” dedi.
Türkiye’nin Avustralya ile birlikte ev sahipliği yapacağı COP31 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı öncesinde ekoloji örgütlerinden eleştiriler yükseliyor. Adana Ekoloji Platformu adına konuşan Yaşar Gökoğlu, Birleşmiş Milletler çatısı altında yıllardır düzenlenen iklim konferanslarının iklim krizine karşı somut ve bağlayıcı çözümler üretemediğini ileri sürdü.
İklim krizinin temelinde kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların kullanımının bulunduğunu belirten Gökoğlu, sanayi devriminden itibaren atmosfere salınan karbondioksit miktarının arttığını ve bunun küresel sıcaklıkları yükselttiğini söyledi.
“30 toplantı yapıldı ama sonuç alınamadı”
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında 1995 yılından bu yana her yıl Taraflar Konferansı (COP) düzenlendiğini hatırlatan Gökoğlu, bu toplantılara devletlerin yanı sıra petrol, kömür ve doğal gaz şirketleri ile finans kuruluşlarının da katıldığını ifade etti.
İklim krizinin sorumlusu olarak gördükleri şirketlerin çözüm görüşmelerinde de etkili olduğunu savunan Gökoğlu, bu durumun gerçek bir dönüşümün önünde engel oluşturduğunu dile getirdi.
2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması'nın küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme göre 1,5 dereceyle sınırlandırmayı hedeflediğini hatırlatan Gökoğlu, ülkelerin bu hedef doğrultusunda yeterli adımları atmadığını söyledi.
COP toplantılarında kararların oy birliğiyle alınmasını da eleştiren Gökoğlu, fosil yakıt üreticisi ülkelerin itirazlarının ortak kararların önüne geçebildiğini belirtti. Ayrıca alınan kararların uygulanmaması durumunda ülkeleri cezalandıracak bağlayıcı bir mekanizmanın bulunmadığını savundu.
“Halkların yaşadığı sorunlar gündeme taşınmıyor”
COP31 toplantılarında iklim krizinden doğrudan etkilenen kesimlerin yeterince temsil edilmediğini öne süren Gökoğlu, sel, kuraklık, yangın ve tarımsal kayıplarla mücadele eden üreticilerin ve ekoloji savunucularının sesinin duyulmadığını ifade etti.
Türkiye'nin 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya'da ev sahipliği yapacağı COP31 kapsamında devlet temsilcileri ve uluslararası katılımcıların bir araya geleceğini belirten Gökoğlu, ekoloji örgütlerinin de aynı dönemde alternatif bir etkinlik düzenleyeceğini açıkladı.
Bu kapsamda 14 Kasım Cumartesi günü Antalya'da uluslararası katılımlı büyük bir miting ve yürüyüş gerçekleştirileceğini belirten Gökoğlu, 15-17 Kasım tarihlerinde ise, halkların iklim zirvesi kapsamında toplantılar düzenleneceğini söyledi.
Gökoğlu, şu ana kadar 33 ülkeden konuşmacının katılımının kesinleştiğini, 80 ülkeden aktivistin de etkinliklere katılacağını bildirdi.
“Enerji kimin için üretiliyor?”
Türkiye'deki enerji politikalarını da eleştiren Gökoğlu, elektrik tüketiminin büyük bölümünün sanayi tarafından gerçekleştirildiğine dikkat çekti. Gökoğlu, meskenlerin elektrik tüketimindeki payının yüzde 22 civarında olduğunu, tarımsal sulamanın ise yüzde 7-8 seviyesinde bulunduğunu ifade etti.
Enerji yatırımlarının halkın ihtiyaçlarından çok sanayinin taleplerine göre şekillendiğini savunan Gökoğlu, özellikle çimento sektörünü örnek gösterdi.
Türkiye'de çimento üretiminin önemli bir bölümünün ihraç edildiğini belirten Gökoğlu, bu üretim nedeniyle ormanların ve doğal alanların zarar gördüğünü ileri sürdü.
Osmaniye'nin Haruniye bölgesinde kurulması planlanan çimento fabrikasına da tepki gösteren Gökoğlu, verimli tarım arazilerinin bulunduğu bir ovada böyle bir tesisin kurulmak istenmesini eleştirdi.
Türkiye'nin orman varlığına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Gökoğlu, ormanların yalnızca ekonomik kaynak veya sanayi için odun deposu olarak görülmemesi, bir bütün olarak ekosistem şeklinde korunması gerektiğini söyledi.
“Adana'da üç kömür santrali bulunuyor”
Adana'nın da fosil yakıt kaynaklı çevre kirliliğinden etkilendiğini belirten Gökoğlu, Türkiye genelinde faaliyet gösteren yaklaşık 40 kömürlü termik santral bulunduğunu, bunlardan üçünün Adana'da yer aldığını ifade etti.
Gökoğlu, Yumurtalık ve Sugözü bölgesindeki termik santraller ile Tufanbeyli'deki santralin çevresel etkilerine dikkat çekti.
Özellikle kömür tüketiminin yüksekliğine vurgu yapan Gökoğlu, Adana'daki santrallerin bir saatte toplam 2 bin ton kömür tükettiğini öne sürdü. Tufanbeyli'de kullanılan kömürün düşük kaliteli ve kükürt oranının yüksek olduğunu belirten Gökoğlu, termik santraller için bir kapatma ve azaltma takvimi oluşturulması gerektiğini savundu.
Gökoğlu, Türkiye'nin 2053 yılı için açıkladığı net sıfır emisyon hedefinin somut bir yol haritasıyla desteklenmesi gerektiğini belirterek, 2035 yılına kadar kömürlü termik santrallerin yarı yarıya azaltılması gibi hedeflerin ortaya konulmasını istedi.
“Fosil yakıtlardan çıkış yerine yeni yatırımlar yapılıyor”
Türkiye'nin petrol ve doğal gaz bağımlılığını azaltması gerektiğini söyleyen Gökoğlu, buna karşın Adana ve çevresinde yeni petrol ve petrokimya yatırımlarının gündeme gelmesini eleştirdi.
Yumurtalık'ta rafineri, Ceyhan'da ise petrokimya yatırımlarına yönelik girişimlerin fosil yakıtlara dayalı ekonomik yapıyı güçlendirdiğini savunan Gökoğlu, bu politikaların iklim hedefleriyle çeliştiğini ifade etti.
“COP31'in sponsorları da düşündürücü”
COP31'in finansörleri ve destekçileri arasında yer alan şirketlere de tepki gösteren Gökoğlu, Limak Holding, IC İçtaş, Rönesans Holding ve Cengiz Holding gibi şirketlerin zirveyle bağlantılı rollerine dikkat çekti.
Gökoğlu, söz konusu şirketlerin farklı bölgelerdeki maden, enerji, inşaat ve sanayi projeleri nedeniyle ekoloji mücadelelerinin gündeminde bulunduğunu belirterek, çevresel tahribatla ilişkilendirilen şirketlerin iklim zirvesine destek vermesini eleştirdi.
Akbelen'deki maden ve zeytinlik tartışmalarından Kaz Dağları'ndaki madencilik faaliyetlerine, Ceyhan'daki petrokimya yatırımlarından Marmaris'teki yapılaşma tartışmalarına kadar birçok örnek veren Gökoğlu, iklim krizine karşı çözüm üretmesi beklenen organizasyonların şirketlerin ekonomik çıkarlarından bağımsız olması gerektiğini söyledi.
“Onlar parayı, biz hayatımızı konuşacağız”
Halkların İklim Zirvesi'ni düzenleme gerekçelerini anlatan Yaşar Gökoğlu, COP31'in resmi gündeminde iklim uyum hedefleri, yol haritaları, yeşil ekonomi finansmanı, fosil yakıtlardan çıkış ve yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması gibi başlıkların bulunduğunu belirtti.
Ancak bu başlıkların gerçek bir dönüşüme dönüşebilmesi için somut kararlar alınması gerektiğini vurgulayan Gökoğlu, iklim krizinden zarar gören halkların söz sahibi olması çağrısında bulundu.
Antalya'da düzenlenecek miting ve toplantılara katılım çağrısı yapan Gökoğlu, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Onlar para peşinde, para konuşacaklar COP31'de. Biz halkların iklim zirvesinde hayatımızı konuşacağız. Hayatımızın bugününü ve geleceğini konuşacağız. İklim felaketlerinin acısını çeken bizler, gerçek çözümleri ortaya koyacağız. İmkânı olan herkesi 14-18 Kasım tarihleri arasında Antalya'ya, halkların sesini yükseltmeye davet ediyoruz.”